TÜRKİYE’DE AİLE ŞİRKETLERİ NEDEN UZUN ÖMÜRLÜ OLMUYOR?

27 Temmuz 2021 Salı 09:06

            Memleketimizde ticaret hayatına baktığımızda, ticarette başarılı olmuş ve bir yapı inşa etmiş olan başarılı iş insanlarımızdan hep yokluktan nasıl geldiklerine ilişkin başarı hikayeleri dinleriz. Gerçekten yokluk içinde çabalarken bu insanlar nasıl bu kadar başarılı olabiliyorlar? Aslında cevap sorunun kendi içerisinde gizli. Yılmadan, usanmadan mücadeleye devam etmek, doğru zamanda doğru kararları almak ve çok çalışmak. Bu tür iş insanlarımız hayatları boyunca çok çalışmışlar ve işlerini belirli bir noktaya getirmişlerdir. Mesela çok sayıda fabrikaları olan iş insanlarına sorsanız çocuklarının doğumlarını ve doğum günleri kaçırmışlar ve uzun süreli tatil yapmamışlardır. Ancak insan ömrünün sınırlı olması sebebiyle kurulan sistemler insan odaklı olduğu takdirde maalesef ikinci kuşakta bazı sorunlar ortaya çıkmakta ama ailenin üçüncü kuşağında hissedarlar arasında sorunlar üst düzeye ulaşmakta ve şirketler dağılmaktadır. Oysa bir nevi altın yumurtlayan tavuğun kesilmesi anlamına gelen bu dağılmadan sonra kimse mutlu olamamaktadır. Bu nedenle önemli olan, bin bir emek ve zahmetle kurulan şirketlerin uzun ömürlü olması, üreterek memlekete hizmet etmeleridir. 

Şirketlerin uzun ömürlü olamamasında öncelikle kendi sosyolojik özelliklerimiz etkilidir. Küçük olsun ama benim olsun şeklinde düşüncelerle kardeşler veya kardeş çocukları birbiri ile geçinememekte, şirketi daha büyüterek dünya çapında oyuncu yapacaklarına birbirleri ile uğraşmaktadırlar. Dolayısıyla öncelikle bizim ortaklık ve uzlaşma kültürümüzdeki zayıflıklar bu işlerin uzun ömürlü olmasına engellemektedir. Diğer taraftan şirketin yönetimini paylaşamamak ve profesyonel yöneticilere güvenememek de bir diğer sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa şirket yönetimlerinde muhakkak aileden olmayan, işinin ehli yöneticiler konulması gerekir. Aslında halka açık anonim şirketlerde zorunlu olan bağımsız yönetim kurulu üyeliği uygulaması, halka kapalı borsada işlem görmeyen şirketlerde de en azından fiilen zorunluluk şeklinde uygulanmalıdır. Böyle şirket hisselerine hakim olan ailenin göremediği birçok konunun üçüncü göz tarafından tespit edilmesi mümkün olabilmektedir.

Şirketlerin ileride dağılmasını engellemek ve hisselerin üçüncü kişilere devredilmesini zorlaştırmak için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunumuzda önemli enstrümanlar bulunmaktadır. Hisselerin sadece aile üyeleri arasında devredilmesini sağlayan “bağlam” kuralları, mevcut hissedarlara ön alım hakkı veren imkanlar, şirket yöneticilerinin ne şekilde seçileceği ve hangi özellikleri taşımaları gerektiğine ilişkin tespitler kullanılabilmektedir. Ancak mevcut Kanunumuzun bir olumsuz yönü, bu tür imkanların tamamının ticaret siciline tesciline imkan vermemesidir. Bu yönde TOBB ve Bakanlıklar nezdinde çalışmalar yapılmakta ve iş dünyasının elini kolaylaştıracak, şirketlerin uzun ömürlü olmasını sağlayacak önlemler alınmaya çalışılmaktadır. 

Son olarak bu tür şirketlerde ortaklar arasındaki sözleşme niteliği taşıyan aile anayasalarından bahsetmek gerekir. Aile anayasaları, şirketin kurucusu veya kurucuları tarafından hazırlanan bu metin imza atan tüm ortakları bağlayıcı niteliktedir. Böylece ilerideki nesillere bu nevi tecrübelerin aktarılması sağlayan bu metinlerin profesyonelce hazırlanması halinde şirketlerdeki ortaklar arasındaki huzursuzlukları da kısmen giderebilecek nitelikte olduğunu belirtmek gerekir. Ülkemizin üreten, dünya çapında rol oynayan, şeffaf, iyi yönetilen, kurumsallaşmış ve uzun ömürlü şirketlere ihtiyacı bulunmaktadır. 


YAZARIN DİĞER YAZILARI