Allah kime ne kadar ömür vereceğini biliyor.

Göz yaşı nedir bilir misiniz?

Gözyaşı rahmetin tecellisidir,

Rahmetin insan gözünde damla damla cisimleşmesidir ve ruh inceliğinin en masum şahitleridir.

En çok anneler ağlar,

En saf en temiz anneler ağlar.

Annenin ağlaması içtendir, hesapsız kitapsız, saf ve durudur.

Bazen kavuşmak için ağlar, bazen de kavuşmuş olunca ağlar.

Ama en çok anneler ağlar.

Ve bu anneler her şeyden çok evlatları için ağlar.

Evlatları için yanar, evlatları için yaşar.

Ve bunu hem sözleriyle hem de davranışlarıyla dile döker.

Bunu safiyane, temiz ve gerçekten yapana can feda.

Ama bir de sadece söze dökenler var.

Ruhunda duymayan, ruhunda hissetmeyen ve sadece söze dökenler...

Klasik cümlelerle, klişe cümlelerle…

Hep de aynı şeyi:

“Ben evlatlarım için yaşıyorum!”

“Neyim var neyim yok onlara feda olsun!”

“Allah benim ömrümden alıp onların ömürlerini uzatsın!”

“Evladım tok olsun da ben aç kalmaya razıyım!”

Gibi, gibi, gibi… daha bu sayfaya sığmayacak kadar çok dua, dilek ve temenniler...

Belki doğrudur, belki samimidir;

Kınamam, niye, neden, niçin ve nasıl da demem!

Bu cümlelerin en çok bilineni de

“Ceketimi satarım…” dır.

Ben de derim ki;

Satma kardeşim!

Ne ceketini sat ne de Allah senin ömründen alıp onun ömrüne versin.

Allah kime ne kadar ömür vereceğini biliyor.

Kime ne vereceğini, kimi nasıl yaşatacağını da biliyor.

Sen sadece sana verilene sahip çık.

Sen sadece üzerine düşeni yap!

Emanette emin ol!

Çocukların, eşin, ailen sana emanet, sen emin ol!

Dinin sana emanet, sen emin ol!

Vatanın sana emanet, sen emin ol!

Onurun, haysiyetin, şerefin sana emanet, sen emin ol!

Neslin, geleceğin sana emanet, sen emin ol!

Aç kalmak marifet değil,

Sen aç kalırken birilerini zengin etmek de marifet değil.

Sen de tok ol, çocukların da tok olsunlar.

Yeter ki sahip çık!

Dertlen!

Istırabını çek!

Evet hem neslinin hem senden çok çok sonra gelecek neslin ıstırabını duy, hisset ve çek.

Çocuğuna ve çocuklarının çocuklarına sahip çık!

Nesline sahip çık!

Sadece karnının doyması, üstünün giyinik olması, altının temiz olması bir çocuk için yeterli değildir.

Nefes alıyor olması, yaşadığı anlamına gelmez.

Biliyorsun hayvanlar da nefes alıyor, yiyor, içiyor, işiyor, uyuyor, çiftleşiyor ve ürüyor…

Bunları bizim ve bizim neslimizin de yapabiliyor olması bizim işimizi doğru ve yerinde yaptığımız anlamına gelmez.

Biz bu vurdumduymazlığımızla, aymazlığımızla, adamsendeciliğimizle, nemelazımcılığımızla, bencilliğimizle, hodkâmlığımızla, cahilliğimizle, iftiralarımızla, su-i zanlarımızla, yanaşma ve yardakçılığımızla sadece bir ülkeyi, bir nesli değil;

Geleceğimizi, istikbalimizi, güneşimizi batırdık!

Karanlığa razı olduk!

Ey yavru aslında biliyor musun, biz senin uğruna bu yola atıldık!

Acılarına ortak olmak, ıstıraplarını dindirmek, gönlünü âbâd etmek için!

“Haydi gel bize gönül koyma!” diyemeyeceğim sana.

Bize gönül koymak senin en doğal, en tabi hakkın.

Çünkü biz ağırdan aldık, vaktinde imdadına yetişemedik.

Cahilliğimizle, cehaletimizle övündük.

Düşünmedik, akıl etmedik!..

Sadece aklımızı, zihnimizi değil; kalbimizi, ruhumuzu da iki kuruş menfaate, makama, mansıba sattık.

Keşke, gönlümüzde hep Yakub'un inlemelerini, feryatlarını, içimizde Zelîha'nın aşkını, özlemini, yanışını taşısaydık, taşıyabilseydik.

O servi boyunun, endamının iki büklüm olduğunu her gördüğümüzde, rüzgârda karışan dağınık saçların gibi kalbimiz de dağılıp gitseydi.

Bükük boynun ve mahzun bakışların karşısında belimiz bükülse, gözlerimiz dolsa, yüreğimiz yansaydı.

İnsan olduğumuzu unuttuk!

Keşke insan olduğumuzu unutmasaydık!

Bize sunulan güzellikleri, lütufları, ihsanları önümüze atılan iki kemik parçasına değişmeseydik.

İnsanlığımızdan vazgeçmeseydik!

Keşke! Ah keşke!..

Sana el uzatamadık!..

Sana uzatılmak istenen eller de bir bahane ile engellendi.

Feryadını duyamadık,

İnlemene kulak veremedik!

İniltin içimizi yakıp kavurması gerekirken biz birilerinin şakşakçısı olma rolünü kapma peşindeydik.

Bize dokunmayan yılana yuva yaptık,

Evimizi barkımızı, olmadı koynumuzu açtık.

Sana bedenen yapılanları arada bir de olsa yalandan görmeye çalıştık.

Ama kalbine, zihnine, aklına, ruhuna yapılanları kulak ardı ettik.

Ah be yavrucuk!

Sana el uzatmaya utanıyoruz şimdi.

Zira sana gözümüzün önünde kıydılar.

Sadece bedenini değil, ruhunu gömdüler kara toprağa.

Geleceğini, istikbalini, arzularını, heveslerini, umudunu;

En kötüsü de ne biliyor musun?

Gülen gözlerini gömdüler kara toprağa umarsızca.

Dünün bugününü doğurdu ve bugünün, ne olacağı belirsiz yarınlarını hazırlamakta.

Yolların ayırımındasın be yavrucuk!..

Aklımda tek soru;

Kaderin Faust'un kaderi ama Mefiston kim?

Kim reva gördü bunları sana?

Ve sana bunlar reva görülürken biz kendini insan sanan yaratıklar ne ile meşguldük?

Hani yukarıda da dedim ya kimi mutluluktan ağlar, kimi umutsuzluktan, acıdan, ıstıraptan.

Sana bu hayatı, bu dünyayı, bu çileyi reva görenler için diyeceğim tek şey var;

Ağlasınlar, inlesinler!

Ama öyle usul usul, çisil çisil değil;

Sular seller misali;

“Gözyaşları içinde boğulsunlar!”

Vesselam!..

Dr. Mahmut AÇIK